Perakende yalnızca ürün satmaz; sürekli iletişim kurar ve perakendeyi iletişimden ayırmak mümkün değildir. Çünkü mağaza dediğimiz yer baştan sona bir sahne, bir mesaj alanıdır.
Mağazalar konuşur. Fiyat etiketleri konuşur, indirim afişleri konuşur. Raf düzeni, mağaza içindeki yönlendirme, kasa sırası ve personelin yaklaşımı müşteriye hep bir şeyler anlatır. Çoğu müşteri bunları tek tek değerlendirmez; ama hepsini birlikte hisseder. Ve kararını çoğu zaman söylenenden değil, yaşadıklarıyla ve hissettikleriyle verir.
İletişim yalnızca kelimelerle kurulmaz. Ürünlerin nasıl sunulduğu, nerede ve hangi ortamda karşılaşıldığı belirleyicidir. Aynı ürün farklı bir mağazada, hatta mağaza içinde farklı bir alanda bambaşka bir anlam kazanabilir. Aynı kampanya bir bölgede güçlü karşılık bulur, başka bir bölgede zayıf kalabilir. Çünkü iletişim duyurmak değil, karşılık bulmaktır.
Ancak burada bir bütünlük şarttır. İletişimin kalitesi, iletişim sürecindeki gürültünün ne kadar aza indirildiğine bağlıdır. Mesaj tek başına bozulmayabilir; ancak küçük uyumsuzluklar zamanla birikerek gürültüye evrilir. Fiyat doğru olabilir, kampanya cazip olabilir; ama raf düzensizse, yönlendirme karmaşıksa, personel tutarsızsa ortaya çıkan şey iletişim değil, gürültüdür. Mağaza çok sesli bir orkestra gibidir. Her unsur kendi başına değil, birlikte anlam üretir. Bir enstrüman uyumsuzsa bütün ahenk etkilenir.
Mağazanın temizliği düzeni anlatır. Ürünün bulunurluğu güven verir. Personelin tavrı markanın karakterini yansıtır. Fiyatın açık ve anlaşılır olması müşteriye saygıdır. Perakende bu anlamda teoriden çok pratiğin, eylemin alanıdır.
Perakende sürekli geri bildirim alır. Müşteri beğenmezse gelmez. Anlamazsa, kafasına yatmazsa almaz. Güvenmezse kalmaz. Bu nedenle iletişim perakendede ayrı bir başlık değil; işin ta kendisidir.
Sonuçta perakende ile iletişim aynı zeminde yürür. Perakende her gün yeniden kurulan bir iletişimdir. Raflarda, etiketlerde ve insanda…
Uyum varsa anlam vardır; yoksa gürültü…
Yazar: Avrupa Kürsüsü









