2007 yılından bu yana düzenlenen ve bugün hâlâ sektörün en önemli yönetici platformlarından biri kabul edilen Dünya Perakende Kongresi, bu yıl 27-29 Nisan günleri arasında InterContinental Berlin’de gerçekleştirildi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın farklı bölgelerinden gelen perakende yöneticilerini, teknoloji şirketlerini, yatırımcıları ve danışmanlık yapılarını aynı çatı altında buluşturdu.
Bu yıl kongrenin ana teması “2030’a Doğru Perakendenin Yol Haritası” olarak belirlendi. Kongrenin açılışını Almanya Federal Dijitalleşme ve Devlet Modernizasyonu Bakanı Karsten Wildberger yaptı. Wildberger’in konuşmasının merkezinde Avrupa perakendesinin dijital dönüşümü, veri altyapısı, operasyonel verimlilik ve dayanıklılık konuları vardı.
Kongrenin ilk gününde mağaza ziyaretleri gerçekleştirildi. Adidas, Mango, REWE, Manufactum, Hoka ve Action mağazalarında yapılan incelemelerde öne çıkan konu teknoloji gösterileri değil; operasyon düzeniydi. Ürünün raftaki görünürlüğü, mağaza içi akış, sade yerleşim ve müşteriyi yormayan yapı birçok yöneticinin ortak değerlendirmesi oldu.
Perakende dünyası uzun süredir aynı büyük başlıkları konuşuyor: Yapay zekâ (Artificial Intelligence), veri yönetimi, müşteri deneyimi, birleşik kanal yapısı (Omnichannel), kişiselleştirme…
Berlin’de bu başlıklar yine gündemdeydi. Ancak önceki yıllardan farklı olarak şirketler, küresel ekonomideki belirsizlikler ve zayıflayan tüketim eğilimleri nedeniyle gelecek konusunda daha temkinliydi. Bu durum aslında sektörün yeniden temel meselelerine döndüğünün de göstergesiydi.
Berlin’de en yoğun konuşulan başlık kuşkusuz yapay zekâ oldu. Özellikle talep tahmini (Demand Forecasting), fiyat optimizasyonu (Price Optimization), stok yönetimi ve müşteri verisi analizi üzerine çok sayıda oturum gerçekleştirildi. Walmart, H&M ve Körfez bölgesinin büyük perakende gruplarından yöneticiler, yapay zekânın operasyonel yükü azaltacağını ancak mağaza içindeki insan ilişkisinin yerini alamayacağını vurguladı.

Kongrede öne çıkan diğer başlıklardan biri de Perakende Medyası oldu. Aslında sektör için bu yeni bir yaklaşım değil. Perakendeciler uzun yıllardır insert, raf başı, kasa önü ve mağaza içi görünürlük alanlarını üreticilere açarak benzer gelir modelleri oluşturuyor.
Bugün konuşulan ise bu yapının dijital araçlarla daha görünür, daha ölçülebilir ve daha sistemli hâle gelmesi. Mobil uygulamalar, sadakat programları ve dijital ekranlarla birlikte perakendeciler, üreticilere artık yalnızca fiziksel görünürlük değil veri destekli müşteri erişimi de sunuyor.
Kongrede dikkat çeken bir başka başlık ise Z Kuşağı oldu. 1997 sonrası doğan tüketici kuşağını ifade eden bu grup, artık perakende sektörünün ana gündemlerinden biri hâline gelmiş durumda. Oturumlarda genç tüketicinin yalnızca ürün değil; hız, sadelik, güven ve anlam aradığı sıkça dile getirildi. Bu yaklaşım özellikle lüks perakende oturumlarında daha sık ifade edildi. Çin pazarındaki yavaşlama, yüksek fiyat yorgunluğu ve marka sadakatindeki zayıflama nedeniyle birçok markanın daha dikkatli hareket ettiği hissediliyordu.
Berlin’de üç gün boyunca oluşan genel tablo aslında oldukça açıktı. Perakende sektörü teknolojiye yatırım yapmayı sürdürüyor. Ancak aynı zamanda yeniden sahaya dönüyor. Çünkü bütün büyük anlatıların sonunda müşterinin karşısına çıkan şey hâlâ çok temel: ürün, fiyat, düzen ve güven duygusu…
2026 Dünya Perakende Kongresi’nin ardından geriye kalan en güçlü izlenim şuydu: Perakende geleceği konuşmaya devam ediyor ama sonucu hâlâ mağaza, operasyon ve saha belirliyor.
Yazar: Avrupa Kürsüsü









