Berlin Film Festivali’nde iki Türk yönetmenin önemli ödüller alması yalnızca sinema dünyasını ilgilendiren bir gelişme değil.
Özgü Namal’ın ifadesiyle Altın ve Gümüş “Haribo”lar Türkiye’ye doğru yola çıktı. İlker Çatak’ın Yellow Letters filmi bu yıl Altın Ayı ile karşılık buldu; Emin Alper’in Salvation (Kurtuluş) filmi ise Gümüş Ayı ile ödüllendirildi. Bu tabloyu yalnızca bir sanat başarısı olarak okumak eksik olur.
Dikkat çeken nokta, anlatılan hikâyelerin yerel bir zeminden çıkması ama anlatımın yerel kalmaması. Tanıdık meseleler, bildiğimiz coğrafyalar, aşina karakterler… Ancak kurulan dil, başka ülkelerde de karşılık bulabilecek bir açıklık taşıyor. Yerel olan evrensel bir çerçeveye oturuyor.
Bu durum yalnızca sinemaya özgü değil. Yerel bir zeminde doğan işin daha geniş bir karşılık bulabilmesi için güven ve bütünlük gerekir. Hikâye güçlü olabilir; ancak anlatım dağınıksa etkisi azalır. Disiplin yoksa güven oluşmaz. Parçalar uyum içinde değilse ortaya çıkan şey etki değil, gürültüdür. Berlin’de ödül alan filmlerde görülen şey yalnızca yetenek değil; tutarlılık ve sistemdir. Hikâye kendi içinde uyumludur. Anlatım dili nettir. İzleyiciye verilen söz ile ortaya çıkan sonuç arasında mesafe yoktur.
Perakendede de tablo farklı değildir. Yerel müşteriyi tanımak önemlidir; ama onu doğru bir bütünlük içinde karşılamak daha önemlidir. Güven, tek bir unsurla değil; sistemli bir uyumla oluşur. Raf, fiyat, hizmet ve söz aynı dili konuştuğunda karşılık doğar.
Sinema başka bir alan, perakende başka bir alan. Ancak yerelden evrensele uzanabilen, güven ve disiplinle kurulan her yapı daha geniş bir alanda anlam bulur. Uyum varsa karşılık vardır. Yoksa ortaya çıkan şey anlam değil, gürültüdür.
Yazar: Avrupa Kürsüsü









